ANA SAYFA ve linkler
Füsun Saka'nın Depremi Beklerken kitabı Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 15
Kötüİyi 
Yazar Cengiz Eren   
Pazartesi, 07 Ocak 2008
Depremi Beklerken kitabının yazarı Füsun SakaDeprem ve deprem hazırlıkları
17 Ağustos depreminden bugüne gelen süreçte, deprem gerçeği ile yaşamak zorunda olduğumuzu artık kabullendik. Deprem olgusundan tedirgin olsak da, bu yönde söylenen ve yazılan herşeyi yakından takip ediyoruz.
Gazeteci-Yazar Füsun Saka da, deprem konusunda bugüne dek yaptığı araştırmaları “Depremi Beklerken” adlı kitabında bizlerle paylaşıyor.

Kendisine,  Cengiz Eren ile  Deprem Korkusu'ndan kurtulmak için Kişisel NLP Seminerinden bahsettiği ve kitabında bir bölüm ayırdığı için teşekkür ediyoruz.

Defne Sarısoy: Öncelikle kitabın öyküsünden başlayalım isterseniz. Siz deprem araştırmacısı ya da jeolog değilsiniz.Peki bir gazeteci-yazar olarak depreme duyarlılığınız nereden kaynaklanıyor ve bu kitabı oluşturan bilgiler nasıl derlendi?
Füsun Saka: Aslında bu duyarlılık korkudan kaynaklanıyor. Depremden çok korkan biriydim ben,ama aşırı. Mesela o zaman Günaydın Gazetesinde çalışıyorduk, 90 yılıydı sanırım küçük bir deprem olduğunu hatırlıyorum. İlk dışarıya çıkanlardan biriydim ben, müthiş korkardım. Sonra 1993 yılında çok kötü bir rüya gördüm. Berbat bir şeydi gerçekten, bütün ailem bütün tanıdıklarım enkazın altında kalıyordu. Hiç hayatımda öyle bir görüntü yok aslında ama böyle bir rüya gördüm. Ve hemen devamında yaşadığımız binalar ne durumda diye düşünmeye başladım. Mühendislik falan okumadım, ben felsefe mezunuyum ama çevremizdeki binalara bakıyorum, bir çarpıklık var görüyorum yani inşaat mühendisi olmaya gerek yok. Soruşturmaya başladım, sonra da bunu haberci olduğum için haber olarak önerdim. Sağlam bina nasıl olur, işte nasıl yapılmalıdır, oturulacak durumdaki binaları yapmak için neler gerekiyor, nasıl bir anlayış gerekiyor, nasıl bir sistem gerekiyor? Bana “neden böyle bir konu öneriyorsun, çok paranoyaksın” diyenler bile oldu. Ama ben inatçıyımdır, kabul ettirdim. Yabancı dergilerden çalışmalar buldum ve sundum: “Bakın böyle bir şey yapmışlar, biz niye yapmayalım?” diye direttim. Sonuçta başladım yapmaya ve çok hoş bir haber çıktı ortaya. Onun üstüne böyle doğa olaylarıyla ilgili afetler, seller,o zamanlar daha bizi tehdit etmediği için depremler işte Adana, Afyon depremine kadar çok küçük haberler olarak giriyordu, öyle başladı benim ilgim. Ve 1999 depremi olduğunda ben çok iyi hatırlıyorum, yayın yönetmenimiz beni aradı ve “hemen haber yapmamız gerekiyor” dedi, akıllarında kalmıştı böyle bir şey. Sonra dergicilikte böyle bir haber bölümü oluştu. Ben de burada gidenlerden biriyim. Bu süreçte her türlü söylemi olan hocayla tanıştım. Bu piyasada kim ne yapıyor, bakanlıklar nasıl hareket ediyorlar, belediye ne yapıyor, hemen hepsini araştırdım, yani araştırmayı seven biriyim ben ve her haftaya denk gelecek şekilde 1995’ten beri deprem haberleri hazırlıyorum. Sonunda bir baktım ki gerçekten çok iyi bir birikim oluştu ve bunu sadece dergideki stoklarda bırakmak fikri bana kötü geldi ve bazı hocaların da teşvikiyle kendi arşivlediğim şekliyle yazılarımı kitaplaştırmaya karar verdim.
Defne Sarısoy: Kitabınızda depremle ilgili mevcut durumu ortaya koyarken bir yandan farklı konulara değinmişsiniz, bunlardan biri de deprem korkusunu yenmek. NLP diye bir yöntemden bahsetmişsiniz, siz de deprem korkunuzu bu şekilde mi yendiniz?
       Füsun Saka: Ben korkumu bu haberleri yaparken yendim. Çok fazla içine girince ve çok fazla bilgi sahibi olunca bir yerde bakıyorsunuz ki bu çok doğal bir olay ve biz nasıl sıkılıyorsak, geriliyorsak ve bir yerde patlıyorsak, doğa da öyle. Biz bunu korkarak değil, korkumuzun üzerini örterek değil, üzerine giderek yenebiliriz. Ne yapabiliriz? Herkes kendi çapında, yani bireyden başlayarak, evinin ne kadar sağlam olduğuna bakabilir ve baktırabilir.Benim haber yapmayı zorlamam bile böyle bir şey diye görüyorum. Bunun dışında devletin ilgisini sağlamaya çalışmak, belediyeler düzeyinde çalışmak. Hepsi böyle birbirine bağlı zincirler. Ben bütün bunları yaparken, bir yandan da NLP’yle tanıştım. Benim aslında uçak korkum vardı, bir gün gazetede okudum uçak korkusunu NLP’yle yenebilirsiniz diye. Açıkçası hiç inancım yoktu. Haber yapmaya karar verdim ben de, haber için gittim ama haber sırasında konuşurken aklıma yattı bazı şeyler. Daha sonra da kendim gittim ve bu uçak korkumun da deprem korkusundan sonra çıktığını öğrendim zaten, çok bağlantılıymış. Çok fazla ülke gezmiş biriyim, çok fazla uçağa binmiş biriydim, birden bire böyle bir şey oldu depremden sonra. Meğer korkularımızı daha büyük bir korkuyla örttüğümüzde, öbürünü ötelemeye çalışmak gibi bir durum söz konusuymuş. Orada çok olumlu süren bir seans gerçekleştiriliyor ve bir günde çözüyorsunuz. Sizi kendinizle başbaşa bırakıyor bu NLP’yi yapan kişi. Sorular soruyor, geçmişe dair, geleceğe dair, beklentilerinize dair. Ama siz ona cevap vermek zorunda değilsiniz. Bütün sorularınızı kendiniz diziyorsunuz bir yere, bunu anlatmak çok zor aslında. Yani beynin dilinin yeniden programlanması gibi bir şey bu, öyle diyelim NLP’ye ve oradan çıktığımda benim artık hiçbir korkum kalmamıştı.
Defne Sarısoy: Peki depremle ilgili verilere dönersek, Türkiye’deki deprem araştırmaları konusunda nasıl bir tablo var önümüzde? Bu yönde yapılan çalışmaların uluslararası düzeyde ve tatmin edici olduğu söylenebilir mi?
       Füsun Saka: Bunu söylemek çok zor ne yazık ki. Ama TÜBİTAK’ın yaptığı çalışmalar var, yurtdışından gelen gemiler var. Bu gemilerin çalışmaları şu ana kadar yapılan en büyük çalışmalar. Çünkü daha önce MTA’nın gemilerinin, Sismik 1’in çalışmaları vardı, Çubuklu gemisi vardı bir de. Onların dışında bizim bildiğimiz Marmara’ya dair herhangi bir şey yoktu, bir de akıl yürütmeler vardı. O akıl yürütmelerin çoğu çok anlamlı olabilir, yani jeofizikçilerin normal fayın gidişine bakıp içerde nasıl hareket edeceğini düşünmeleri gibi. Ama karada bir fay gidiyor, bunun davranışı karada farklı, denizin içinde çok farklı olabilir .Marmara’daki fayların gerçekte ne olduğu, uzunlukları, kaç tane ve bunların daha önce ne zaman kırıldıkları, kaç büyüklüğünde deprem ürettikleri, daha önce gördüğümüz Marmara içinde diye sayılan depremlerin birçoğunun karada olabildiği, bütün bunlar belirsizdi. Hala da belirsiz noktalar var ama uluslararası çalışmalar anlamında en azından başladık ,yol da alıyoruz ama çok iyi bir noktadayız demek için de erken benim gördüğüm kadarıyla...
       
       Defne Sarısoy: Türkiye’de deprem beklenen bölgelerin başında Marmara’nın gelmesi ve İstanbul gibi bir metropolü etkileyecek olması, sonuçları bakımından pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Sizin pekçok uzmanla bu konuda yapmış olduğunuz görüşmeler var. Çok farklı görüşler var kuşkusuz, değişik tahminler, fikirler var. Ama ortak bir noktada buluşulan bazı şeyler var İstanbul üzerine. Böyle bir genelleme yaptığınızda, büyük bir deprem sonrasında nasıl bir tablo çıkacak İstanbul’da?
Füsun Saka: JICA’nın ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarına bütün uzmanlar katılıyor. Deprem büyüklüklerine katılmasalar da kendi aralarında, zaten o rapor 3 tane deprem seçeneği sunuyor ve o 3 seçenek de hiç hoş değil.
       
       Defne Sarısoy: Yani rakamsal boyutta neler bekleniyor?
       Füsun Saka: Yani 90 bin tane en az ölüden bahsediliyor, 875 bin tane bina var, bunların en az yüzde 40’ının çok ağır hasar göreceği söyleniyor. Yani bunlar çok büyük rakamlar gerçekten. Onarılamayacak durumda olan binalar ve bunlar içinden de insanların hasarsız çıkmasına olanak yok gördüğümüz kadarıyla. Aslında şu anda bu , daha yüzeysel bir çalışma. Şimdi tekrar detay başlıyor, Zeytinburnu’ndan başlıyorlar ,burası pilot bölge oldu. Orada bina bina şu anda durum tespit ediliyor. Bina bina bakıldığında bence çok daha vahim bir şey çıkacak ortaya. Çünkü sadece yer yapısıyla ve dıştan görünüşle bakmayacaklar. Oturduğumuz binaların kaçımız biliyoruz ne kadar iyi olduğunu ,ne kadar iyi yapıldığını, ne kadar hasar gördüğünü. Şimdi onlar ortaya çıktığında herhalde o sayı çok daha yükselecek. Ulaşım noktalarında şu anda viyadükleri tamamlıyorlar, ana yolları birbirine bağlayan noktaları sağlamlaştırıyorlar, bunlar iyi çalışmalar gerçekten, biliyorsunuz deprem konteynırları verildi. Bunlar hep iyi çalışmalar ama sonuçta, büyük bir deprem olduğunda, bulunduğumuz yerden karşı yakaya nasıl geçebiliriz, bunu bile bilmiyoruz. Ve bunlar çok önemli sorular ve sorunlar.
       
       Defne Sarısoy: Tam bir afet koordinasyonundan sözedemiyoruz bu durumda…
       Füsun Saka: Yok , mesela onu da söyleyeyim. Deprem sonrasına İstanbul hazır mı diye 1.5 yıl önce bir çalışma yaptığımda , deprem mezarlarımızın hazır olduğunu öğrendim. Toplu mezar yerlerini zorla bulduk.
       
       Defne Sarısoy: Nereler mesela yerleri?
       Füsun Saka: Bir tanesi Büyükçekmece’de, Kayaağaç Köyünde, ismini hiç unutmuyorum. Galiba Amerikalılar’ın bir okulu var orda, o okulun arka bölümünde, çok büyük bir alan. Diğeri Kadıköy’de iki tane var, Kadıköy Belediyesi çok yardımcı oldu bize,söylediler de, Ataşehir’in arkalarında bir yer, Tem’in üzerinde bir nokta. Yani şimdi bunlar hazır, evet hazır olması da gerekir, yani belediyenin yaptığı çalışmalar hiç yadsınamaz, görevleri de değil üstelik. Şimdi bu raporlar çıktı üniversiteyle birlikte çalıştıkları, JIKA’nın hazırladığı master plan. Ama master planı nasıl uygulayacaklar, o çok büyük bir sorun. Çünkü değiştirilmesi gereken kanunlar var. Bir evin yıkılması gerekiyorsa buna herkesin karar vermesi gerekiyor. Bütün bunların çözümü nasıl olacak, bunlar hiç belli değil henüz. Ve kaç yıl geçti üzerinden biliyorsunuz.
       
       Defne Sarısoy: Peki hazırlık safhalarına gelirsek, ciddi sonuçları olacağı herkesçe malum olan İstanbul depremine nasıl hazırlanıyoruz? Aslında Türkiye geneline bakmak lazım ama şu anda konumuz İstanbul.
       Füsun Saka: Türkiye genelinde birşey yok zaten, hazırlık anlamında. Yani İzmir için bazı çalışmalar olduğunu biliyorum ben. Ankara’yı herhalde katmıyorlar bile, daha ikinci bölge diye. Ama İstanbul’da Anadolu yakasında, Kadıköy’de çok büyük oranda hazırlık vardı benim bizzat tespit ettiğim. Ceset torbalarından tutun da, deprem tercihli yollara kadar düşünülmüş. İşte deprem sırasında hangi yoldan, nasıl gidilecek. Ama eminim sokaktaki arabaların hiçbirinin bundan haberi yok. Bütün bunları belediye yapmış durumda.Sonra parklar var mesela hazırlanacak, üstüne çadırlar kurulacak, helikopter alanları belirlenmiş durumda, hangi fabrikalar ne kadar ekmek çıkartacak, tüm bunlar yapılmış durumda. Evet ama bütün bunlar sonraya ilişkin şeyler. En son benim 6-7 ay önce yaptığım bir haberde, viyadüklerle ilgili İstanbul’daki Karayolları Bölge Müdürlüğü’ne sormuştum, “hiçbir şey yok” demişti. Sonra hemen 1 ay sonrasında çalışmalar başladı. Bunlar da çok önemli ama binalara ilişkin bir çalışma hiç görmedim, rastlamadım. Mesela uzmanların söylediği birşey var orada da: “Orta hasarlı bina, bunu güçlendiriyoruz” diyorlar , aslında statiğini bozuyorlarmış. Çünkü daha önceden çoğunun yönetmeliği yok binaların. Dolayısıyla bu bina neye göre hareket ediyor, ağırlık noktası nedir, merkezi nedir, bütün bunları bilmedikleri için, sağlamlaştırırken değiştiriyorlarmış, ağırlık merkezi kayıyormuş mesela. Ve ilk sarsıntı olduğunda en büyük hasarı ki ,Atina’da da galiba bu tür evler en büyük hasarı görmüşler ikinci depremde.
       
       Defne Sarısoy: İstanbul’da en riskli bölgeler şu an nereler, aşağı yukarı biliniyor ama bilmediğimiz noktalar var mı?
       Füsun Saka: Mesela çok ilginç bir şey çıktı en son bizim yaptığımız çalışmada. İşte mahalleler o yüzden önemli oldu ki, Eminönü’nün bazı noktaları çok iyi durumda, hep daha kötü biliyoruz oysa. Sonra Kadıköy’de Acıbadem çok iyi bilinir, yarı yarıya iyi olduğu ortaya çıktı. İşte Üsküdar çok iyi bir yer, çok eski bir yerleşim yeri, bunlar iyi yerler. Sarıyer ve civarı zaten iyi. Ama işte Zeytinburnu, Bahçelievler, Bakırköy, Küçükçekmece, Yeşilköy, Yeşilyurt, Avcılar bu anlamda çok kötü yerler. İkitelli’nin belli bölgeleri var, Esenyurt dahilinde belli bölgeleri var, kötü gerçekten..
       
       Defne Sarısoy: Peki şu an İstanbul’un en güvenli bölgesi neresi diye sorsam..
       Füsun Saka: Levent, Mecidiyeköy, öyle söyleniyor.
       
       Defne Sarısoy: Özellikle Ahmet Mete Işıkara’nın onlarca kez söylediği bir şey vardı: “Depremi önceden bilebilmek mümkün değil”. Fakat şimdi son zamanlarda bakıyoruz bazı bilimadamları gerçekten çok iddialı bir şekilde “Deprem önceden bilinebilir” diyor ve son olarak Ali Müfit Gürtuna da böyle ciddi bir çalışmadan bahsetti. Gerçekten depremi önceden tahmin etmek artık ne derece mümkün?
       Füsun Saka: Aslında ona şöyle cevap verebilirim; çok yakında yaptığım bir haber olduğu için çok net benim kafamda. Ali Müfit Gürtuna bu açıklamayı yaptı, sonra ben TÜBİTAK’tan Naci Görür’le görüştüm ve benim önüme bir liste sundu, 12 tane deprem. Bunun sadece ikisi bilinememiş. Yani bilmek derken tahmin etmekten bahsediyorlar ve onun da üstüne basarak söylüyorlar. Lütfen bilmek diye yazmayın, biz bunu belli verilerle tahmin ediyoruz diyorlar ama artık tahmin edilebiliyor.
       
       Defne Sarısoy: Yani tarih verilebiliyor mu?
       Füsun Saka: Evet, mesela TÜBİTAK 20 gün öncesinden ya da 10 gün öncesinden duruma göre bunu verebiliyormuş. Ama bunun nasıl açıklanacağı belli değil şu anda, İçişleri Bakanlığı’na bu bildirilmiş, “Biz bunu tahmin edersek nereye bildirelim ve kim nasıl açıklasın, çok büyük bir sorumluluk” denilmiş.
       
       Defne Sarısoy: Yakın bir zamanda oldu mesela İstanbul’da deprem olacak diye bir söylenti çıktı.
       Füsun Saka: Evet, galiba o Ali Müfit Gürtuna’nın açıklaması diye geçiyor ve bir bakıma doğruymuş; gerçekten böyle bir beklenti varmış ama İstanbul için değil, Marmara için. Yani çok büyük bir deprem değil ama galiba 5 küsürlerde bir deprem diye beklenti. İşte İçişleri Bakanlığı hiçbir şekilde dönmemiş TÜBİTAK’a ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne. O öyle beklemede kalmış.
       
       Defne Sarısoy: Peki bu araştırmalar nasıl bir nasıl bir yönteme dayalı?
       Füsun Saka: Kurdukları istasyonlar var, o nedenle ortak çalışıyorlar zaten. Marmara civarında, Kandilli’ye ek olarak kurulan istasyonlar bunlar. İzleme istasyonları. Radon gazındaki değişimleri ölçüyorlar, sulardaki, yeraltı sularındaki değişimleri ölçüyorlar. Gökyüzünden GPRS dediğimiz sistemle topraktaki yani yeryüzündeki gerilimi izleyebiliyorlar. Sonra elektriksel alandaki değişim, bunu izliyorlar, manyetik alan değişimi var, yer içindeki stresi inceliyorlar. O bölgede var olan depremcikler, bunların sayısındaki artış ve belli bir noktada odaklanışı önemli bilgi veriyor. Sismik dalga oranlarındaki değişime bakıyorlar , daha önce olan depremlerin oradaki oluş sıklığı, yeri ve depremcik sayısındaki artış da onları belli bir noktaya götürüyor. Mesela Naci Görür’ün söylediği bir şey var, ben ona katılıyorum; “Depremi hissediyoruz artık” diyor. Tabii bu hissediş önemli bir şey ve hiç bilimsel değil diyebilirler, aslında öyle değil. Bütün bu yöntemlerle artık buna odaklanıp hissedebilmekle de ilgili birşey, onu yapıyorlar ve doğru da çıkıyor zaten. Yani karşısınızdakinin elektriğini nasıl hissedebiliyorsanız ,bunu da ölçüyorlar.
       
       Defne Sarısoy: Peki son olarak okulların açılmasına kısa bir zaman kala, İstanbul’daki okul binalarının sağlamlaştırılmasına yönelik çalışmalardan bahsedelim. Bu yönde ciddi bir çalışma var mı?
       Füsun Saka: Okullarda çalışma yapıldığı söyleniyor fakat sonrasında da şöyle bir şaibeli durum çıkıyor ortaya, ondan artık ben de emin değilim açıkçası. Prof.Dr. Ahmet Ercan, Uğur Dündar’la birlikte tamir edildiği söylenen okulda bir inceleme yaptı ve okulun dayanıksız olduğu çıktı ortaya. Şimdi bu durumda ne yapacağız, çok zor bir durum. 131 tane okulun sağlamlaştırıldığını biliyorum ben.
       
       Defne Sarısoy: Sağlamlaştırılmayı bekleyen okul sayısı nedir peki ?
       Füsun Saka: İstanbul ve çevresinde toplam hasarlı okul sayısı 802 ve bunların 131’i orta ve ağır hasarlı olarak tespit edildi. Ağır hasarlıların bir bölümünü, mesela hastanelerde de yıktılar. Ama birçok hastanenin başhekimi , hiç doğru dürüst şey yapılmadığını, ciddi bir çalışma olmadığını, çünkü bakanlığın ödenek çıkarması gerektiğini, bunun için yapılamadığını söyledi.Ahmet Mete Işıkara da açıkladı, büyük bir sorumluluk çünkü.

 http://www.ntvmsnbc.com/news/232718.asp



 
< Önceki   Sonraki >

Üyelik Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Anket

Hayatımdaki yavaşlama ve korkular .............. sonrasında başladı.
 

Son Yorumlar

NLP Video Zihinsel Detoks Prog...
genç arkadaşımız kendini ve NLP yi çok iyi ifade etmiş.kelim...
16/04/09 16:47 Devamı...
tarafından inkay

NLP Teknikleri ile Mustafa Kem...
Ulu Önderimizin Liderik vasıflarına farklı ve çok güzel bir ...
25/03/09 12:44 Devamı...
tarafından inkay

Sindirella veya Sindirilmiş Ço...
Merhaba Cengiz Bey, Hayır diyebilmek,sindirella,sindirilmiş...
21/02/09 16:35 Devamı...
tarafından çalışkan 55

Sindirella veya Sindirilmiş Ço...
küçüklüğümden beri sindirelleyı izlerken kendime hep şu soru...
19/02/09 16:10 Devamı...
tarafından inkay

NLP Teknikleri ile Zihinsel De...
zihinsel detoks ve fondaki ses
mevcut korkularımın,takıntılarımın,neden hep aksilikler beni...
15/01/09 09:25 Devamı...
tarafından inkay

Sitedekiler