| Mustafa Filmini çeken Can Dündar Röportaj analizi ve Sözel Belgeseli |
|
|
| Yazılar - Yazılar & Yorumlar | |
| Yazar Cengiz Eren | |
| Pazar, 14 Aralık 2008 | |
|
Ancak kısaca ifade etmek gerekirse “aşkı karnında taşıyan biri olarak”, “eşim göçmen”, “telif ücretini oğlumla birlikte yedik”, “maço olmamaya çalışan ve maçolardan hazzetmeyen biri” kelimeleri ile anlatılanlar Can Dündar hakkında önemli bilgileri de aktarıyor. Neler olduğunu öğrenmek için yazıyı okumanız yararlı olabilir. Siz, bilirsiniz?
Bu bilgiler röportajı yapan kişinin görüşleri, tabii bu görüşlerde röportajdan sonra yazılmış durumda. Röportajda sempatik bir hava estiği söylenebilir. Ancak bu röportaj Mustafa filmi çekilmeden önce yapılsaydı aynı sempatik hava olur muydu? Bunu da bilebilmemiz mümkün değil.
Bu soruya verilen cevap gerçekten önemli. Kendisinin önce gazeteceği olduğunu söyleyen Can Dündar esprili olarak Aşk Gurusu sorusunu, aşkı karnında taşıyan biri olarak kanguru olabilirim demesi önemli bir ipucu. Zira karnında cebi olan kanguru gibi aşkı taşıyorsa, aşk Can Dündar’ın dışında demektir. Halbuki aşk öncelikle kalpte veya beyinde yer alması gereken bir duygu. Kangurunun bir başka özelliği de yürümesi değil sıçraması. Bu da belgeselden belgesele sıçrayan Can Dündar’ı gerçekten doğru anlatıyor.
BU soruya verilen cevapta da önemli cümleler var kendisi hakkında. Oğlum EGE ile yazdığımız bir çocuk kitabımız olması gereken cümle, oğlum Ege ile beraber yazdığım bir de çocuk kitabım oldu cümlesi haline geldiğinde anlam çok değişiyor. Oğlu ile yazdığı kitaba kitabım demesi oğlunun emeklerini önemsemediğini gösteriyor. Ya da oğlundan hiç yardım almadan onun adını kitaba yazdığı söylenebilir. Hangisinin doğru olduğunu kendisi bilecektir. Telif gelirini birlikte yedik cümlesi de Can Dündar’ın davranış modeli hakkında önemli bir veri. Telif gelirini oğluma verdim, adına bankaya yatırdım, bir okula bağışladım cümlelerini yerine “birlikte yedik” denmesi para ile olan ilişkisini gösteriyor. Bir önceki cümlede aşkı karnında taşıyan biri kelimeleri bu aşkın para aşkı olduğunu da kolayca ifade edebiliriz. Aşk, para, cep ve kanguru birbiri ile pek bağlantısı olmayan amam Can Dündar’ın zihinsel yapısının özeti.
Verilen cevaba göre Can Dündar’in ana kara gerçeklerinden kopuk olduğunu söyleyebiliriz. Aracınız yoksa ada dışına çıkmanız mümkün olmayacaktır. Bu ise Ankara’dan neden Istanbul’a gelemediğini gösteren bir veri sayılabilir. Yalnızlığı sevmeyen Can Dündar Mustafa filminde yalnızlık öğesini vurgulu olarak işlemiştir. Hazzetmem ise adasında yalnız kalamaz durumda olduğunu da göstermektedir.
Vazgeçmenin kendisi için zor olduğunu söyleyen Can Dündar çok önemli bir veriyide aktarıyor. “Vazgeçemiyorsanız” tek sonuç ortaya çıkabilir. Razı olmak. Vazgeçmemek için razı olmak stratejisi hem kendisinin ve hem de yazılarında neden tavır koyamadığının açık göstergesidir. Bu yüzden yazılarının vazgeçemeyen ve karar veremeyen insanlar tarafından neden sevildiğini de anlayabiliriz. Serdar Turgut ile arasındaki çatışmayı da gündeme getirmesi ondan bile vazgeçemediğini göstermektedir. İnsanın röportajında sevmediği bir kişinin adından bahsetmesi çok anlamlı gelmemekte ancak zaman okurlarına adaya (ya da zor duruma)düşmedikçe Serdar Turgut okumayın mesajı vermektedir.
İlk cümle Can Dürndar’ın yazılarının neden yazıldığını açıklıyor. Duygudaşlık yaratmak önemli yazar için, ancak yorumlamak, farklı bakış açılarının aktarılması ve gazeteci olarak bilgi aktarılmasının o kadar önemli olmadığı da anlaşılmaktadır. Sevilen ve yalnız kalmak istemeyen yazar, Can Dündar gibi yazar. Maçolardan hazzetmeyen birinin maço olmamaya çalışması önemli bir karışıklık içeriyor. Maçolardan hazzetmeyen birinin zaten maço olmaması gerekmez mi? Röportajı soru soranı haklı gören cümlesinden sonra Can Dündar, kendi mesajlarına ne ne yapılması gerektiğini bize gösteriyor. Silmek gerek. Ama internete yaklaşımı özgürlüklere bakışını da gösteriyor. Sinir bozucu, tehlikeli, kaos ortamı olarak görülen internette web sitesi yaptırmanın zorunluluk omasından kaynaklandığı da oldukça hazır bir durum. İnternetçi olmamaya çalışıyorum ve internetten hazzetmem cümlesi de maço cümlesi ile aynı yapıda aslında.
Can Dündar’ın gençliğinde hazır şablon aşk mektuplarından ne kadar etkilendiği de anlaşılıyor. Yazılarının duygudaşlık yaratmak olduğunu daha önce ifade eden Can Dündar, şimdide hislere tercüman olduğunu da söylüyor. Böylece yazdıklarının kendi hissettikleri olmadığını karnında hissettiği aşk’tan kaynaklandığını da ifade edebiliriz. Başka Tercüme büroları da Haşmet Babaoğlu ve benzerleri demek istiyor olabilir. Kendini konumlandırması bu anlamda iyi sayılabilir.Telif ücretini oğlumla birlikte yedik cümlesi de karnında hissettiği şeyin telif ücreti olması ihtimalini arttırıyor. Aşk= Telif ücreti=para eşitliği kurulabilir.
Eşinin yazılarını sevip sevmediği konusunda bile emin olamayan Can Dündar, kendi yazdıkları hakkında “mahcup” olduğu bilgisini aktarmaktadır. Karısının okuduklarını daha değerli en azından kendi yazdıklarından daha değerli bulduğunu da kendisinin söylemesi daha da ilginç sayılabilir.
İnternet hakkında düşüncelerini bir kez daha öğrendiğimiz Can Dündar, kendisini Serdar Turgut’un diline düşürenlerden nefret ettiğini de söylüyor “kahrolsun” ile. İleride bunun ne kadar önemli olduğunu göreceğiz. Varolanı yokmuş gibi saydığını da ancak bu nefret duygusundan kurtulamadığını da görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Aslında bu Cümleler Can Dündar’ın yapısını ele veriyor, Erkek= Çocuk Çocuk= Politikacı = (çıkar çevreleri ile ilişki) Erkek= Çocuk Böylece Can Dündar’ın neden çıkar çevreleri ile yakın ilişkileri olduğunu buradan net bir biçimde anlıyor. Çan Dündar= Çocuk Can Dündar = Politikacı Can Dündar= Çıkar Çevrelerine yoğunlaşma Kendisini gazeteci olarak gören birisi açısından önemli bir tarif. Serdar Turgut Haklı olabilir mi?
Kadınların çocuk olmadığını söyleyen Can Dündar şımarık ve oyuncu ile kedi tarifi yaptığınında farkında değil. Evde çocuk olması ise bir öncek cümley doğrular nitelikte.
Bu cümlelerde ilginç tabii ki. Kanalda haber sunmanın cazip olmadığını söyledikten sonra, Ali Kırca ve Reha Muhtar’ın evlenmemesinin nedeninin haber sunmak olduğunu da söylemesi onları aşağılamak anlamına de gelebilir. Son cümle para kazanmanın insanı en temel özelliklerinden mahrum etmesinin manasız olduğunu söylemesi, “en” olmayan temel özelliklerden vazgeçilebileceğini de gösteriyor olabilir mi? Bunu kendisine sormak gerekiyor. Çalışmak başkalarını insani özelliklerden vazgeçirebiliyorsa kendisi de zaman zaman vazgeçiyor olabilir mi? Interneti sevmeyen Can Dündar’ın kararsızlığı veya karar verememesi çok net ve açık olarak görülüyor. Istanbulu seven, İstanbul’un çalışma koşullarını sevmeyen biri. Yürürken sırtını duvara dayamak derken iş hayatından bahsediyor olsa gerektir. Istanbul’da hançerlerin ışıldaması, İstanbul’da iş hayatında insanların sırtından bıçaklandığı veya bıçaklanabileceği yönünde bir inanca sahip olduğunu gösteriyor. Hırslıyım ama İstanbul’da yaşayacak kadar hırslı değilim demesi de ilginç sayılabilir. Kararsızlık sonraki cümlelerde de ortaya çıkıyor. Ankara’da olmayı da eksiklik olarak gören kişi Istanbulu olduğu gibi Ankara’yı da aşağılamaktadır. Hayatın her dakikasında debelenmek ise kararsızlığın ne kadar derin olduğunda gösteriyor. Kaybediş olarak görerek acı çekmek ise aslında Ankara’da olmaması gerektiğini biliyor olmasından ama harekete geçemiyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Sorulan soruya verilen cevaplar ilginç. Saça tarak değmemesi küçüklüğünde saçlarının zorla tarandığını gösteren bir delil olabilir. Bir pantolonla bir ay gezmek parasızlıktan olmasa gerektir. Pantolonun yıkanıp yıkanmadığı konusunda bilgi olmadığı için birşey söylenmesi mümkün değil ama yıkanmıyorsa pantolonun kokması normal sayılmalıdır. Saçlar ve pantolonlar üzerine sorulan soruya ampul konusundaki beceriksizlik ile ilgili cevap verilmesi de pek anlamlı görülmemektedir. Ancak önceki cümlelerde söylenenlerle bağlantılar kurulduğunda ailesini de yetiştirilme hatası yaptıkları için suçladığı anlaşılabilir.
Karındaki aşktan sonra Cüzdandaki eş sorusu röportajı yapan kişinin Can Dündar’ı tuzağa düşürmek isteğinden kaynaklanmakta ancak gazeteci Can Dündar bu tuzağa düşmektedir. Telif ücretini oğlu ile birlikte yiyen Can Dündar, para konusundaki genel davranışı anlatmakta ve evlendikten sonra eşinin kontroluna girdiğini de söylemektedir. Eşinin göçmen olduğunu söylemesi de pek anlamlı değildir. Eşim tutumludur veya benzer bir cümle söyleseydi daha anlamlı olabilirdi. Eşinin göçmen olduğunu söylemesi röportajla ilgili olmasa da karında taşınan aşk, cüzdandaki göçmen eş arasındaki bağlantılar daha da açıklayıcı hale gelmektedir. Atatürk Lafı kelimelerinin kullanılması Atatürk hakkında ne düşündüğünü de gösteriyor. Mustafa filmi ile de kendi zihnindeki değersizliği aktarmış durumda. Said’i Nursi belgeseli üzerinde çalışmanın da başladığını öğreniyoruz. Zaman gazetesinde röportajın yapılmasının nedeni de bu. Görüldüğü gibi röportajın yapıldığı tarihte Mustafa filminden bahsedilmemesi bu konuda bir düşüncesinin olmadığını da gösteriyor.
Can Dündar bu cevabı ile zihinsel karışıklığını da göstermektedir. 100 yıl öncesi ve 100 yıl sonrası ifadesi kendisinin en az iki yüzyıl hatırlanmak istediğini göstermekte “ebedi” olmanın kendisi için önemini göstermektedir. Bunu kitaplarından gördüğümüz kadarı ile Fetullah Gülen de istemektedir. Ancak bunu bir yorum olarak şimdiden söyleyebiliriz. Belgesel şu cümlelerle başlar ve biterdi. Türkiye’nin en çok okunan gazetecilerinden biriydi. Belgeselciydi. Mustafa filmini yaptı ve bu kendisinin sonu oldu ve adasında hapis kalmaya devam etti. Aşkı kanguru gibi cebinde taşıyan kişi Para harcamayı çok severdi. Oğlunun telif parasını bile harcadı. Ancak cüzdanındaki göçmen eşi sayesinde birşeylere sahip oldu. Zira yuvayı dişi kuş yapardı belgeselin son cümlesi olabilirdi.
Bu cümleler Mustafa filminin neden çekildiğini de anlatıyor. Said’i Nursi belgeselini bitirmiş olması gereken kişi, bu belgesel yayınlandığında laiklerin kendisinden uzaklaşacağını düşündüğü için Mustafa filmini yapmaya karar verir. Ortam müsaittir ve belgeler kendi kullanımına açılabilir ve açılmıştır da. Mustafa filmi Sinema filmi çekmek konusundaki arzusu ve kendisine ayrılan büyük bütçe ile Mustafa filmini çekmesi farkında olmadan sinema kariyerinin başladığı gibi bitmesine de neden olacaktır. Beni Serdar Turgut’u diline düşürenler kahrolsun mesajı ile hayata karşı tapınmalar ve nefretlerle bakmıyorum cümlesi çelişmektedir. Değiştiğini de ifade eden Can Dündar, meseleye tarafsız yaklaşılması gerektiği gibi doğru bir cümle ifade etmektedir. Ancak Sırtlanları yaparken ile başlayan cümle kendisinin National Geographic belgeselcisi gibi gördüğünü de ifade etmektedir. Oysa kendi yaptığı yazdığı konuştuğu belgeseller tarih ve insan insan üzerinedir. Bunun farkının ne olduğunu bilememektedir. Ya da yaptığı belgelseller içinde sırtlana benzeyen insanların da olduğunusöylüyor olabilir. Bu tarife uygun kişinin ne olduğunu kendisi bilebilir.
Yukarıdan incelenen röportaj Bir Can Dündar belgeselidir. Farkında olmadan kendisi hakkında çok önemli bilgiler aktarmaktadır. Mustafa filmini çekerken Said’i Nursi ve yaşadıklarından etkilenmesi ve Mustafa Kemal ve Said’i Nursi arasındaki ilişkilerde Said’i Nursi’yi haklı görmesinden dolayı ortaya çıkan kızgınlığını ifade etmiş olabilir. Bu sonra yayınlanacak olan Said’i Nursi belgeselinin de etkisini arttıracaktır. Mustafa Kemale bu şekilde bakan birisi Said’i Nursi’yi nasıl görmektedir şeklinde bir merak uyanacak ve aşkı karnında taşıyan kanguru zıplayarak dolaşmaya devam edecektir. |
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 14 Aralık 2008 ) | |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Can Dündar, Zaman'ın Turkuaz ekine verdiği röportajda 