| 5 Yaşında yaşanan deprem ve sonuçları : Hıncal Uluç |
|
|
|
| KİSHİLEAKS - Kishileaks | |||
| Yazar Cengiz Eren | |||
| Pazartesi, 07 Kasım 2011 13:56 | |||
|
  Depremler insan hayatından önemli bir yer tutuyor. Özellikle çocuk yaşlarda böyle bir olaya yakalanmışsanız, etkileri düşündüğünüzden daha fazla olacaktır. Doğaya karşı güçsüz olan insan bu güçsüzlüğünü farkettiğinde hangi yaşta olursa olsun etkileniyor. Her dönem için farklı etkileri ve sonuçları olduğunu görüyoruz. Sel yaşamak, yangında kalmak, donma tehlikesi geçirmek hepsinin farklı etkileri olacaktır. Sabit sandığımız yerin oynaması, güçlü olduğunu düşündüğümüz binaların sallanması ve çatırdaması, ayağını sağlam yere bas diye öğretilen bilgilerin paramparça olmasını sağlıyor. Zihinsel süreçlerde ise deprem, narkoza benzer bir durumun yaşandığı süreci ortaya çıkarıyor. Orada zihinsel algılar çok yükselir, duygular çok derine kaydedilir ve kapaklar var ise kapaklar açılır. Küçük yaşlarda cin çarpmasına benzer bir durum yaratırken, ilerideki yaşlarda "deprem korkusu" denen, kişinin kendisini iyi hissedemediği, uyuyamadığı, en küçük sesten rahatsız olduğu, söylenen herşeyi derinlemesine algıladığı bir durumu ortaya çıkarır. Aslında bu deprem korkusu değil geçmişin sorgulanmasından ortaya çıkarılan duyguların yüzeye taşınmasıdır, diyebiliriz.Hıncal Uluç'un yazdığı yazı Depremi yaşayan çocuğun hayatını nasıl etkilediğini anlamamızı sağlıyor. Kendisine içtelikle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Sorulması gereken soru ise şu: Yaşadığınız fiziksel ve zihinsel depremler sizde ne etkiler ortaya çıkarmış olabilir?  "1945 depremi, Van'ı yerle bir ettiğinde ordaydım.. Evde annem.. Kucağında kundaktaki Serpil.. Beş yaşında ben..
Hayır var..
Hıncal Uluç yazısının bir yerinde yaşadığı olayı yukarıdaki cümlelerle aktarmış. Korku dolu anların çaresizliğin yaşandığı 1945 depremi kendisi hiç farkında olmasa da önemli izler bırakmış Hıncal Uluç'un zihninde ve duygularında.
 Sabah Gazetesi'ndeki tam sayfa köşesinde gündemi sarsan yazılar yazıyor, Hıncal Uluç. Çoğu köşe yazarını tanıyor ve onlarla iletişim halinde. Bu sitede yayınlanan bir yazıda Oray Eğin, kitap yazmaya devam ederken yazılarını aksatması yüzünden Hıncal Uluç'tan yediği fırçayı anlatıyor ve Hıncal Uluç'a "sana ne" diyemediğini ifade ediyordur. Sabah Gazetesinin bütün patronlarına yakın olmuş, onlara danışmanlık yapıyor sayılabilir. Şimdiki patrona da aynı yakınlıkta.  Oturduğu ev düzayak sayılabilir. Bu evde cemaat sayılabilecek kalabalık bir arkadaş grubu ile maçları seyrettiğini biliyoruz. Her farklı kesimden arkadaşları var, iş hayatından, sanat çevresinden, mankenlerden ve daha çok başka çevrelerden.  Yazılarına bakıldığında ise hep kimsenin düşünmediği noktalardan olaylara yaklaşıyor ve yazdıkları Defne Joy Foster için yazdığı cümleye kadar gündem oluşturuyordu. O cümleden sonra etki alanında önemli bir daralma oldu. Daha önce okuyucusu olan kadınlar onu okumamaya başladılar.  Bügün yaptıkları ile yaşadığı depremde yaşadıkları arasında bağlantı kurmaya başlarsak;  Öyle bir depremden tabii ki herkes korkar. Hıncal Uluç ise bu korkuyu çok küçük yaşlarda hissetmiş durumda. Hayatında böyle bir depremle bir daha karşılaşmak istemeyecektir. Karşılaşsa bile sağlam olduğuna inandığı bir evde oturacak ve çoğunlukla, bu evin düzayak olan giriş katında yaşayacaktır. "Evde annem... Kucağında Serpil... Ve beş yaşında ben..." cümlesinin de hayatına getirdiği bir sonuç olacak, ancak bu sorunun hiç farkında olmayacaktır.  Annesi, kardeşini kurtaran elinde baltası olan "Su katılmadık" bir kürttür. Bu kişinin kullandığı balta gücü ifade ediyorsa, kendisinin yanında mutlaka gücü ifade eden veya elinde tutan bir figüre ihtiyaç duyacaktır. Bunlarda kendisinin yakın olduğu ve patronları ve gücü ifade eden arkadaşları olacaktır. Ercan Arıklı'ya, Dinç Bilgin'e, Turgay Ciner'e, Ahmet Çalık'a neden yakın olduğunu anlamamız bu şekilde kolaylaşıyor.  Su ve asker tayınından sonra halaylar çekilmesi (halaylar sektik diye yazılmış ama halaylar çektik olmalıydı.) kötü durumlarda bile kendisini kötü hissetmeyebileceğini gösteriyor sayılabilir. 1945'teki 5,8 lik depremde kimsenin hayatını kaybetmemesi de bu sevincin paylaşılmasını sağlamış olabilir. Zamanının çoğunu sevdiği insanlarla sürekli paylaşıyor olması, geçmişteki zamanda çektiği halaylarla ilgilidir. Sevmesi zor olsa da sevdikten sonra arkadaşlıklarında vazgeçmeyecektir. Deprem sırasında evde yaşadığı korku yüzünde sürekli olarak hissettiği bir yalnızlık duygusu yaşanması da olasıdır. Bu duygunun hissedilmemesi için her zaman ulaşabileceği birileri olmalıdır, çevresinde.  Tabii yukarıda yazılanlar Defne Joy Foster için neden " Su testisi su yolunda kırılır" yazdığını açıklamıyor. Tam bu noktada şu söylenebilir. Depremi derinden yaşayan biri için bu duygudan kurtulmanın tek yolu deprem yaratmak olacaktır. Depremden korkmamak için deprem olmak.
 Ek olarak şu söylenebilir. Uğur Işık hakkında yazdığı yazıdan soran kendisine yapılan silahlı saldırı, yeni bir deprem olmuş bu yapıyı bir müddet kapatmış ancak boyun ameliyatından sonra, kapaklar açıldığı için deprem sistematiği yeniden çalışır hale gelmiştir, diyebiliriz. Defne Joy için yazdıklarınden sonra , yarattığı depremin kendisine de zarar verdiğini anladığı için bu stratejiyi, deprem olup gündemi sarsmak stratejisini daha dikkatli kullanmaya başlayacaktır. Bu anlamda kendisine çok sayıda kızan insan olabilir. Ama o aslında yaptıkları ile kendisi yalnız kalmak pahasına başkalarının yalnız bırakılmasını engellemeye çalışıyor, olabilir. Bu yüzden onu hem anlamamıza, hem de sevmemize ihtiyacı var.
|
|||
| Salı, 08 Kasım 2011 19:48 tarihinde güncellendi |
Yorum ekle
- Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
- Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
- Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
- 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için kodun altındaki *Yenile* düğmesine basın.
- Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.









Çocukluk insan hayatındaki bir çok şeyi belirliyor. Farkında olmadan yaşananlara ait stratejiler ve sonuçlar yaşanan hayatın içine damla damla akıyor. Sonra bir bakıyorsunuz ki, farklı hale gelmişsiniz. Yapmak istedikleriniz yerine yaşadıklarınızın etkisi ile size önerilenleri yapmaya başlamışsınız. Yaşadığınız hayat sizin hayatınız değil de bir başkasının hayatı gibi gelmeye başlamış size. Bunu ne zaman farketmişseniz değişim zamanı gelmiş de geçiyor demektir. Okuyacağınız yazı tanınmış ve önemli bir yazarın yaptıklarını açıklıyor ve ona kızmamıza değil anlamımıza gerek olduğunu da.



Yorumlar
Yazıda annem kucağında kardeşim Serpili aldı,benimde elimden tuttu BERABER dışarı çıktık deseydi herşey çok farklı olurdu Hıncal Bey için.
Annesi Suat orda bir tercih yapmış,çok küçük olduğu için kardeşini seçmiş,belkide Hıncalın kendisini koruyabileceğin i düşünmüş olabilir.
İşte TERCİH EDİLMEK,SEÇİLME K Hıncal Beyin yaşamında her zaman var olmuştur o andan sonra.ODTÜLÜM yazısında yıllar önce sınavına girmeyip onunla sinemaya gelen aşkı yıllar sonra karşısına çıkmış başkasını seçmiş,çocuğu olmuş.Zaten her zaman aşkları başkasını ya da kendi özgürlüklerini seçip gitmişler ki bugün hala yalnız.Birisinin ona demesi gerekir ki annen o anda en doğrusunu yaptı annelik iç güdüsüyle zayıf olanı korumaya aldı,annen senin güçlü olduğuna ,kendini koruyabileceğin e inandı.SANA GÜVENDİ.
Ve belkide hep anne yanında kalma isteğide doğmuş olabilir,bir daha aynı durum yaşanırsa bu kez seçilen o alması için.SEVGİLERİMLE.
Cengiz Eren'in Notu: Kişinin bu stratejileri, neyi neden yaptığını farketmesi hiç de kolay değil. Hıncal Uluç neden sert yazılar yazar sorusunun cevabı, yaşadığı depremde gizli.
Depremden korkmamak için tek çare deprem olmak. Hıncal Uluç bunları yaparken de toplumun ya da bir kısım insanın iyiliğini düşünüyor olsa gerektir. Ancak sonuçlar prek istediği gibi olmuyorsa, değişim zamanı gelmiş demektir.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için